"> Steve Holland | Viazu Turizm

DOĞU EKSPRESİ İLE KARS

Doğu Ekspresi ile Kars’a gitmek son yılların en popüler trendlerinden oldu. Kars’a trenle giden özellikle öğrencilerin sosyal medyada yaptıkları paylaşımlar bölgeye ilgiyi artırdı. Kars’a trenle seyahat etmek isteyen turistlere daha çok yer ziyaret etme şansı tanıyabilmek adına  29 Mayıs 2019 tarihinden itibaren Ankara dan kalkan Kars treni İliç-Erzincan-Erzurum istasyonlarında molalar veriyor. Yine dönüş rotasında da Sivas ve Divriği.Bu molalarda yolcular trenden inerek bölgenin cazibe merkezlerini gezme şansı yakalıyor. Turistik doğu Ekspresi treni ile yataklı vagonda yolculuk etmek yolda doğanın bizlere sunduğu eşsiz manzaralarla birleşince vazgeçilmez.
Peki ya Kars ?
5000 yıl öncesine dayanıyor Kars’ın tarihi. MÖ 9. ve 6. yy.da Karsta medeniyetin ilk adımları atılmış. Daha sonra birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış.. Bölge Ermeni hakimiyetinde altın çağını yaşamış. Bin bir kiliseli kent Ani kurulduktan sonra  Başkent Kars’tan buraya taşınmış. Kars’a gittiğinizde Ermenistan sınırında yer alan Ani Harabelerini mutlaka bir rehber eşliğinde gezmelisiniz. 1534 te Kanuni Sultan Süleyman Han dönemimde Kars Osmanlı Hakimiyetine geçer. 16.yy da Askeri üs olarak kullanılır. Kars Kalesi ve surları  güçlendirilir, birçok cami , köprü ve hamam yaptırılır. Kars’ı gezerken Osmanlı döneminden kalan bu eserleri görebilirsiniz. 1877-1918 yılları arasında Rusların eline geçen Kars’ta Ruslardan Kalma taş binaları görmek mümkün. 1918 yılı başlarında Osmanlı ve müttefiklerine yenilen Rusya Bölgeden çekilir.Kurtuluş Savaşı sırasında da Kolordu Komutanı  Kazım Karabekir Paşa Türk Bayrağını Kars Kalesine diker. 16 Mart 1921 de de Moskova Antlaşması ile Kars Türkiye’ye iade edilir.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında çok çetin ve kanlı çarpışmalara sahne olduğu için Kanlı Tabya olarak anılan Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesini ziyaret ettiğinizde halkın bu kenti ne zorluklarla koruduğuna şahit olursunuz.  Ermeni-Osmanlı-Rus etkilerini şehrin her yerinde göreceğiniz Kars gezinize,  Boğatepe Peynir Müzesini-Donmuş Çıldır Gölü Üzerinde Kızaklı Faytonlarla gezintiyi eklemeyi unutmayın. Şansınız varsa donmuş Çıldır Gölü üzerinde  balıkçıların buzu kırarak balık avlamalarını izleyebilirsiniz. Akşam yemeğinizde Kafkas dans gösterilerini izleyerek Kaz etinden oluşan menüyü afiyetle yiyebilirsiniz.

Trenle Yataklı Vagonda seyahat etmenin keyfine  ,Kars’ın tarihini, kültürünü,mimarisini ve eğlencesini ekleyince seyahat yolculuktan çıkıp  tam bir deneyim oluyor.

 

Read More

Salda Gölü Turu

Salda Gölü turu, son dönemlerin en çok tercih edilen kültür turları arasında yer alıyor. Ancak kültür turu dediğimizde o bölgenin tarihi ve doğal güzelliklerini gördüğümüzü düşünürüz. Salda Gölü turunda yüzme şansı da ziyaretçilere tanınıyor. Burdur’un bir köşesinde gizli saklı duran Salda Gölü’nün tanınması tamamen sosyal medya aracılığı ile gerçekleşti. Buraya giden ve bölgede fotoğraf çekerek sosyal medyada paylaşanlar bölgenin ilgi çekmesine sebep oldu. Ve sonrasında Salda Gölü’ne olan ilgi o kadar arttı ki, şimdilerde bölgeye yerleşim yerlerinin yapılması gündemde. Doğal güzelliklerin korunmasını isteyen bizler ise buna karşıyız elbette.

Burdur’un Yeşilova ilçesine 4 kilometre mesafede bulunan Salda Gölü’nün derinliği 184 metreye kadar ulaşıyor. Az tuzlu ama alkali bir su göl içerisinde bulunuyor. Genişliği 7 metre olmakla birlikte uzunluğu ise 9 kilometre dolaylarında. Güney kıyılarında, sığırkuyruğu’nun iki farklı türü yetişiyor ki bu canlıların dünya üzerinde yaşadıkları başka bir yer mevcut değil. Farklı diğer özellikleri de göz önünde bulundurulduğunda Salda Gölü’nün dünya geneli için çok önemli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Oluşumu ortalama 2 milyon yıl öncesine dayanan Salda Gölü ve çevresi 1. derece doğal sit alanı. Bu ise şu anlama geliyor: Arkeolojik ve bilimsel çalışmalar haricinde buraya dokunulmaması gerekiyor. Kumlarının beyaz rengi ve suyunun mavisi ile Maldiv’leri andıran Salda Gölü’nden sıklıkla Türkiye’nin Maldivleri olarak söz ediliyor. Ana yol üzerinde bulunmaması dolayısı ile çok bilinmemesine karşın, Antalya, Denizli ve Burdur arasında yer alan Salda Gölü’nü keşfedenler sosyal medyada paylaştığı için artık Salda Gölü turu oldukça popüler bir hale gelmiş durumda.

Salda Gölü’nün pek çok yerinden göle girip yüzebilmeniz mümkün. Ancak Maldivler olarak adlandırılan ve Yeşilova’da bulunan plajda tuvalet, elektrik, kabin… gibi gereksinimlerinizi karşılayamazsınız. Tabiat Parkı’ndan da göle girebilir ve burada tüm ihtiyaçlarınızı bulabilirsiniz. Bir de çadırların kurulduğu kamp alanında ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz yerler mevcuttur. Maldivler olarak anılan kısma toplu taşıma ile gidebilme şansınızın bulunmadığını da belirtelim. Peki Salda Gölü turunda neler yapılır?

Eğer Salda Gölü turuna İstanbul’dan katıldıysanız ilk durağınız sabah saatlerinde Isparta olacaktır. İlk olarak Kuyucak Köyü’ne gider ve burada bulunan lavanta bahçelerini görürsünüz. Verilen uzun fotoğraf molalarının sonrasında ise Burdur’a geçer ve burada ilk olarak Burdur Gölü’nü ziyaret edersiniz. Sonrasında ise Salda Gölü’ne gidilir. Burada verilen serbest zamanda yürüyüş yapar, isterseniz yüzebilirsiniz. Daha sonra yeniden Isparta’ya gidilir ve Firdevs Camii gezisi gerçekleştirilir. Son olarak da çarşıda verilen serbest zamanı değerlendirerek gül ve gül ürünlerinden istediğinizi alabilirsiniz.

Salda Gölü turunun ikincigününde Sagalassos Antik Kenti’ni ziyaret etmenizin sonrasında Hızır Bey Camii ziyareti yapılır. Can Adası ve Yeşil Ada ziyaretlerinin sonrasında ise gün sonlandırılır.

Turun son gününde ilk olarak Kovada Gölü’ne gidilir. Yazılı Kanyon gezisi sonrasında ise Salda Gölü turu sonlandırılarak dönüş yolculuğuna başlanır.

Read More

Kapadokya Turları

Kapadokya turlarına katılacaksanız gideceğiniz yer Orta Anadolu olacaktır. Nevşehir, Kayseri, Niğde, Aksaray, Kırşehir… gibi şehirlerin etrafında yer alan doğal güzellikler ve en önemlisi peri bacaları dolayısı ile Kapadokya adını alan bölgenin bu eşsiz görünümü, çevresinde bulunan sönmüş volkanların lavlarının eseridir. Bölgeye Kapadokya adının veriliş tarihi Milattan Önce 6. yüzyıllara kadar dayanır.

Kapadokya’ya ilk yerleşenler, sahip oldukları inançlarını devam ettirmek adına bölgeye gelmiş, tüflerin içini oyarak burada kendilerine yaşayabilecekleri evler yapmışlardır. Buralarda gizlenmeleri dolayısı ile güvenliklerini sağlamakla kalmamış; aynı zamanda sahip oldukları inançları da en iyi şekilde yaşamışlardır. Bunun en güzel örneklerine Ihlara Vadisi’nde rastlanır. Hem gizli yerleşim yerleri; hem de kiliseleri Ihlara Vadisi’ni gezerken görebilmek çok mümkündür.

Türkiye’nin kalbi olarak bilinen Kapadokya’ya düzenlenen Kapadokya turları sadece Türkiye içerisinden değil, yurtdışından da gerçekleştirilir. Konumu itibari ile karasal iklim yaşayan bölgede çok fazla yağış görülmemekle birlikte, görülen yağışlar da kış aylarında genellikle kar şeklindedir.

Göreme yakınlarında bulunan kayaların içerisine oyulan evler, manastırlar, kiliseler bulunmakla birlikte, zaten Kapadokya 300 – 1200 yılları arasında Manastırlar Şehri olmuştur. Peri bacaları ise yumuşak malzeme olmaları ve zaten aşınma sonucu oluşmuş olmaları dolayısı ile doğal gelişim süreçleri halen devam etmektedir. Bazı peri bacaları için üretilen hikayeler dahi bulunmaktadır. Örneğin bir kralın kızının, babasının istemediği bir adamla birlikte, yanlarına çocuklarını da alıp kaçmaları sırasında yakalandıklarında, oldukları yerde taş olmuş ve Üç Güzeller adını almışlardır. Bunun gibi pek çok hikaye bulunmaktadır. Tur rehberiniz sizlere bu konuda en güzel bilgileri verecektir. Peki Kapadokya turlarında nereler gezilir, neler yenir, ne içilir?

Kapadokya turunun ilk durağı, tura gidilen şehre göre değişkenlik göstermekle birlikte, İstanbul açısından baktığımızda Ihlara Vadisi’dir. Burada yer alan kilise, manastır ve gizli yerleşim yerlerinin gezilmesinin sonrasında fotoğraf molası için Narlı Göl’e gidilir. Sonrasında ise yerin 50 – 55 Metre altına kadar inen Derinkuyu Yeraltı Şehri’ne gidilir. Burası labirent şeklinde oyulmuş olup, gördükleriniz sizi büyüleyecek niteliktedir. Dervent Vadisi’nde bulunan farklı şekillerdeki peri bacalarının görülmesinin sonrasında Üç Güzeller peri bacaları da gezilip, ardından da şarap mahzenlerine gidilecektir. Burada şarapların tadına bakıp, isterseniz satın alma imkanı da bulabilirsiniz.

Kapadokya turlarının ikinci gününe isteyenler balon turu ile başlayabilirler. Ödemesi misafirlere ait olan bu tur ekstradır. Sonrasında ise Göreme Açık Hava Müzesi’ne gidilir. Burada da pek çok kilise bulunmakla birlikte, içlerinde anlatım yasak olduğu için anlatımlar dışarıda gerçekleştirilmektedir. Ardından Paşabağ ve sonrasında da Çavuşin gezileri gerçekleştirilir. Çanak – Çömlek yapım atölyesinde çamurdan yapılan pek çok şeyi görebilme ve isterseniz uygulamalı deneme şansına da sahip olursunuz. Buradan alışveriş yapabilmeniz de mümkündür. Ardından da MustafaPaşa’ya gidilir. Onyx atölyesine gidip bölgede bulunan doğal taşlarla yapılan takılar hakkında da bilgi edinmenizin sonrasında dilerseniz yine ekstra düzenlenen Türk Gecesi’ne katılabilirsiniz.

Kapadokya turlarının son gün durakları ise Güvercinlik Vadisi, Uçhisar Kalesi, Salkım Tepesi, Göreme, Halı Atölye Ve Mağazası, Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi… şeklindedir. Gün sonunda ise dönüş için yola çıkılır

Read More

Yunan Adaları Turları

Yunan Adaları turlarına genellikle gezmeyi sevenlerin katıldığı düşünülse de, aslında o bölgeden Türkiye’ye göç eden insanlar nereden nereye geldiklerini görmek adına da bu turlara katılmayı tercih ederler. Ülkemizde Giritli göçü çok fazla yaşanmıştır. Ve bu göçlerle gelenlerin kendi toplantıları, dernekleri, gezileri olur. O bölgelerden gelen ya da oralarda yapılan yemekleri ve içecekleri yemeyi ve içmeyi çok tercih ederler. Peki Yunan Adaları neden kaybedildi?

Yunan Adaları Ege kıyılarımızın hemen çevresinde bulunmakta olup, 12 Ada ismini Osmanlı imparatorluğu’nun uyguladığı bir yönetim şeklinden almıştır. Çünkü bölge ortalama 400 yıl kadar Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde kalmıştır. Bu sırada bölgede Müslümanlar yaşamış olsalar da çoğunluk Müslüman değildi. Aslında bölgede 12 değil, toplamda 14 ada bulunmakla birlikte, küçük adaların da dahil edilmesi ile sayısı 20’ye ulaşan ada bulunmaktadır.

İtalya’nlar Trablusgarp’ı işgal etmek isteyip de başarılı olamayınca, Osmanlı İmparatorluğu’ndan 12 Adalar’ı aldı. İtalya’nın bu noktada amacı bölgeyi Osmanlı’lara geri vermek ama Trablusgarp’ı almak, kısacası masa başında Osmanlı İmparatorluğu’nu barışa zorlamaktı. Osmanlı’lar ise bu durumu kabul edip Trablusgarp’ı verdi, hatta geçici süre ile 12 Adalar’ı da almadılar. Çünkü yakın zamanda Balkanlar’ın işgali gerçekleşebilirdi. Bu sırada Yunan işgalinin önlenmesi bu şekilde sağlanacaktı.

Ancak işler planlandığı gibi olmadı. 1. Dünya Savaşı çıktı ve İtalya ile Osmanlı farklı ittifak gruplarında birbirleri ile savaştı. Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşı’nı kaybedince imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nda 12 Adalar İtalya’nın egemenliğine tamamen bırakıldı. Peki Yunan Adaları turlarına giden biri tarihin bu çok el değiştiren bölgesinde nereleri ziyaret eder, ne yer ne içer?

Yunan Adaları turları gemi ile ulaşıma izin vermekte olup, görülecek yerler arasında: Patmos, Rodos, Girit, Santorini, Atina, Mykonos yer almaktadır. İlk gün Kuşadası Limanı’ndan hareketle başlayan ortalama 5 saatlik gemi yolculuğu Patmos’ta son bulur. Burada ortalama 3.5 saatlik bir gezinin gerçekleştirilmesinin ardından Rodos’a doğru yeniden yola çıkılır. Sabah saatlerinde varılan Rodos’ta geçirilen günün sonunda ise Girit Adası’na hareket gerçekleştirilir.

Girit Adası’na sabah saatlerinde Heraklion Limanı’na ulaşım ile varılır ve öğle saatlerinde buradan hareketle Santorini’ye ulaşım sağlanır. Akşam saatlerinde buradan da hareket edilerek sonraki sabah Atina’ya varılır. Ortalama 3.5 saatlik Atina gezisini öğle saatlerinde Mykonos’a hareket izler. Akşam saatlerinde Mykonos’a varışın gerçekleşmesinin sonrasında gece ise dönüş için harekete geçilir. Ortalama 8.5 saatlik yolculuğun sonrasında Yunan Adaları turu son bulmuş olur.

Read More

Balkan Turları

Balkan turlarına genellikle ataları balkanlardan Türkiye’ye göç etmiş olanlar giderler ve bu turlarda var olan akrabalarını bulmayı tercih eder; ya da öyle olmasa bile atalarının yaşadıkları yerleri görmeyi amaçlarlar. Ancak elbette Balkan tarihine yakından ilgi duyanların da bu turlara gitmesi söz konusudur. Bir de televizyon ekranlarında yayınlanan diziler var tabi ki… İnsanlar tarihe merak duymasalar dahi gördükleri güzel yerleri bizzat ziyaret etmek adına da bir Balkan turuna katılmayı tercih edebiliyorlar. Adı üstünde: kültür turları, her kesime hitap etmesi ile biliniyor.

Hiç merak ettiniz mi, Balkanlar’dan Türkiye’ye yapılan göçün nasıl gerçekleştiğini ya da kaç kişinin bu göçlerle ülkemize geldiğini? Özellikle Trakya bölgesinde yoğunlaşan göçmenler Türkiye’nin farklı illerinde bulunan köylerde de yerleşim imkanına sahip olabilmişler. Merakınızı ilk olarak, göç eden kişi sayısı ile giderelim: ortalama 2 milyon insanın göç etmesi durumu söz konusu olmuş. Peki neden?

Bu soruyu size, dedesi Bulgaristan’ın Şumnu kentinden göçen bir göçmen olarak yanıtlamak istedim. Bölgede yaşayan Müslüman ve özellikle de Türk’lerin o dönemlerde her an bir saldırı tehdidi ile karşı karşıya olmaları durumu söz konusuydu ki evlerinin, iş yerlerinin kapısında her gün bir domuz kafası, ayağı ya da herhangi bir domuz iç organı ile karşılaşmaları bu durumun en önemli işareti niteliğinde. Gün gelip göç etmeleri gerektiğinde ise tüm mal varlıklarını bölgeye bırakmış ve Türkiye’de her şeye sıfırdan başlamışlardır.

Hala Balkan turları ile bölgeye giden yakınlarımız, orada dedelerimizi tanıyan komşular ve akrabaları bulabilmekteler. Bu anlamda kültür turlarının en önemli avantajı ise rehber desteğinin olması. Dilini bilmediğiniz yabancı bir ülkede ne yaptığınızı ve yapacağınızı size en iyi anlatan rehberiniz olacaktır çünkü… Peki Balkan turları ile nerelere gidilir, neler yapılır?

İstanbul Havalimanı’nda başlayan Balkanlar turunun uçakla varılan ilk hedef noktası Belgrat oluyor. Burada ilk olarak panoramik şekilde Kalemegdan gezisi yapılıyor ve sonrasında Mehmet Paşa Çeşmesi, Damat Ali Paşa Türbesi, Fikirbayır, Belgrat Galibi Heykeli, Askeri Müze, Stambol Kapısı, Nebojsa Kulesi, Saat Kapı ve Müzesi, Knez Mihalijova Sokağı, Cumhuriyet Meydanı, St. Sava Kilisesi… gezilerek Belgrat turlarının ilk günü sonlanır Belgrat’ın gece hayatı Avrupa’da çok meşhur olduğu için tura katılanlara, bu keyfi yaşamaları adına serbest zaman tanınır.

Turun ikinci gününde Saraybosna’ya doğru yola çıkılır. Saraybosna’da ilk olarak Başçarşı’nın sembolü sayılan Sebil görülür. Sinagog, Osmanlı tarihinin izlerini taşıyan binalar, Latin Köprüsü, Ateş Anıtı, Hanlar, Medreseler, Çarşılar, Ferhadiye ve Gazi Hüsrev Bey Cami, Budva, Karadağ… da Saraybosna’da gezilecek diğer noktalar. Ardından tur katılımcılarına serbest zaman verilir, bu arada Boşnak kahvesi içilmesi ve alışveriş önerilir.

Üçüncü gün olduğunda düzenlenen tur genellikle ekstradır. Umut Tüneli ve Vrelo Bosna gezileri bu turda, isteyenler için gerçekleştirilmektedir. Otobüsle Mostar’a gidildiğinde ilk nokta Mostar Köprüsü gezisi olacaktır. Koski Mehmet Paşa Cami’nin ve ardından da şehir merkezinin gezilmesinin sonrasında Eğri Köprü, Eski Hamam, Tabaşica Cami panoramik olarak görülür. Sonrasında düzenlenecek Blagaj Tekkesi ve Poçital turu da ekstadır.

Read More

Mardin Turları

Mardin turları, belki de Mardin’in medeniyetler beşiği olması dolayısı ile kültür turlarını sevenler açısından en çok tercih edilen turlar arasında yer almaktadır. Mimari, tarihi, etnografik, arkeolojik ve görsel anlamda zamanın durduğu Güneydoğu illerimizden biri olarak bilinmektedir. Burada yerleşim gerçek anlamda Milattan Önce 4.500’lü yıllara dayanmaktadır. Medeniyetler beşiği olarak bilinmesinin sebebi ise burada pek çok medeniyetin yaşamış olmasıdır. Akadlar, Sümerler, Babiller, Subariler, Mitaniler, Araplar, Bizanslılar, Roma’lılar, Persler, Asurlular, Selçuklular, Artuklular ve son olarak da Osmanlılar Mardin topraklarında yaşamıştır.

Bir kentte ne kadar çok medeniyet yaşamışsa, o kent o medeniyetlerin izlerini nesiller boyu sürdürmektedir. Örneğin, Selçuklular döneminde Mardin’de yaşamış olanlar, kendi mimari özelliklerine uygun yapıları bölgede inşa etmişlerdir. Osmanlıların mimari yapıları farklıdır; Perslerin ise çok daha farklı… Ve Mardin’de tüm bu mimari özelliklere rastlayabilirsiniz. Mardin turları ile bölgeye gittiğinizde ise kendinizi tarihin tozlu sayfalarında hissetmeniz oldukça normal, bir dejavu yaşadığınızı düşünmemelisiniz. Elbette bu durum sadece mimari anlamda değil, kültürel ve pek çok alanda da aynı şekilde geçerliliğini korumaktadır.

Mardin turlarına katılıp da bölgenin taş sokaklarını dolaşmaya başladığınızda, tek bir karede donmayan bu şehrin bir açık hava müzesini andırdığına siz de şahit olacaksınız. Peki Mardin turlarında genellikle neler yapılır, nereler gezilir, neler yenir?

Uçaklı şekilde düzenlenen Mardin turlarında ilk olarak, yakınlığı ve havalimanının orada bulunması dolayısı ile Diyarbakır’a gidilir ki aslında söz konusu ulaşım noktası otobüsle gidildiğinde farklı olabilir. Diyarbakır’a genellikle sabah saatlerinde ulaşılır ve ilk olarak bir kahvaltı yapılır. Ardından da Ulu Cami ve Cahit Sıtkı Tarancı’nın Müze Ev’i gezilir. Rehber eşliğinde gerçekleştirilen bu geziler çok anlamlıdır; çünkü attığınız her adım hakkında çok detaylı bilgilere sahip olursunuz, hem mimari, hem demografik; hem de kültürel açıdan…

Diyarbakır gezisi ve fotoğraf çekim molalarının tamamlanmasından sonra Batman’a geçerek buradan Hasankeyf’e ulaşılır. Bildiğiniz gibi burası yakın zaman içerisinde sular altında kalacaktır. Burada Hasankeyf Kalesi, El Rızık Camii ve gizli Su Tüneli ziyaretleri gerçekleştirildikten sonra Midyat’a geçilir. Burayı Sıla dizisi ile hepiniz aslında çok yakından tanıyorsunuz. Sonraki durak ise Deyrul Umur Manastırı olacaktır. Ardından da Mardin turlarının ilk günü Mardin’e ulaşıp konaklanacak olan otele yerleşim ile son bulur.

Mardin turlarının ikinci gününde ilk ziyaret durağı Savur ve Kilit Köyü olacaktır. Sonrasında Dara Harabeleri’ne gidip burada antik kenti de gezdikten sonra Mardin gezisine başlanır. Deyrul Zafaran Manastırı ve Firdevs Köşkü gezilerinin sonrasında Mardin’in taş sokaklarında yürüyüş başlar. Şehidiye Cami, Ulu Cami, Abbaralar, Şahtana Evi gibi yerleri bu yürüyüş sırasında görebilirsiniz. Kasımiye Medresesi ise günün son gezi noktası olur.

Mardin turlarının üçüncü gününde ise Zinciriye Medresesi ve Hükümet Konağı ziyaretleri yapılır. Kırklar Kilisesi ise son gezi noktası olur ve uçakla Mardin turuna katılanlar için öğle yemeği sonrasında Diyarbakır’a yolculuk başlar. Kendinizi bu açık hava müzesinden sonra şehir hayatına adapte etmekte zorlanmamanız dileği ile.

Read More